Makale Dizini

beni ve arkadaşım Çetin Açımuz’u makamına çağırdı.Kapıyı çaldım.

“Girin! dedi.

Girdim, esas duruşta selam verdik.

“Pazar günü yoklama taburunda sen ve Çetin Açımuz yoktunuz.İkinizde bu hafta sonu, iki gün katıksız hapissiniz!” dedi.

İlk dersimizi almıştık.Kendi kendime dedim; “Oğlum Cemil, işte askerlik böyle bir şey olsa gerek.Kendini sen hâlâsivil biri zannetme! Kurallara uymalısın, okulunu bir an evvel bitirmelisin!”

“Emredersiniz!” dedik ve dışarı çıktık.

Gülsek mi ağlasak mı bilemedik!

O hafta sonu herkes dışarıda gezerken ben ve Çetin Açımuz iki kişilik bir odada hapistik.Su ve ekmekten başka yiyeceğimiz yoktu.Birbirimize hayat hikâyelerimizi anlattık.Bilmeceler sorduk, kitap okuduk,radyo dinledik ama bir türlü vakit geçmiyordu.

İkinci günü daha zor geçti.Birbirimize anlatacak şeyler azaldı.Biraz ders çalıştık, biraz uyuduk,sıkıntıdan maskaralıklar yaptık.Resimler çektik, pazartesini iple çekiyorduk…

Bizim sınıftan dört kişi bahriyeli olmuştuk.Ben, Halil Uyar Dinçer, Güler Engin Çoruh; sabahları 8 vapuruna ya Beylerbeyi İskelesi’nden veya Kuzguncuk’tan biniyorduk. Daha çok Kuzguncuk’u tercih ediyorduk.Biraz erken gidiyor, vapur iskelesi yanındaki meşhur börekçiden börekle beraber, ayranımızı içiyorduk.Bu menü bize akşama kadar yetiyordu

© Copyright Cemil Altay. Tüm hakları saklıdır.