Aradan bir hafta geçti,beni mahkemeye çağırdılar.Mahkemeye gittim,Hâkim’in karşısına çıkardılar.Dizlerim titremeye başladı. HâkimBey sordu:
“Evladım, lojmanı neden yaktın?”
“Ben sobayı yaktım, lojmanı yakmadım,” dedim.
Herkes gülmeye başladı.Ben devam ettim:
“Sobayı yaktım, sofrayı kurdum, sobanın yanında ödevlerimi yapıyordum.Dışarıdan sesler geldi,“Yangın var, çık dışarı!”Çıktım, bir de baktım, baca tutuşmuş.Benim suçum yoktur Hâkim amca!”
Hâkim amca bıyık altından güldü.Yaz kızım:
“Uzun müddet baca temizliği yapılmadığından baca tutuşmuştur,çocuğun bir suçu yoktur.”
Beratıma karar verildi.Çok sevinmiştim.O an içimden, gidip Hâim amcanın elini öpmek geldi.
O zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti’nin polislerinin vatandaşa ne kadar şefkatli davrandıklarını,Polis Amca lakabını neden aldıklarını ben o yaşta anladım, ama bugünkü polisler daha ziyade vatandaşı koruyacakları yerde iktidarı koruyorlar. Halkın polisi değil, iktidarın polisi oluyorlar.
Musa amcalar Erzurum’dan geldiler.Ben mahcup bir vaziyette onlara olayı anlattım.Önce şaşırdılar, sonra:
“Ev yanmadı ya üzülme, biz yaksak bizimde başımıza gelecekti,” dediler.
Biraz rahatlamıştım, ama yinede kendimi suçlu hissediyordum.
“Çabuk yansın diye o kadar çıra koymasaydım, belki baca tutuşmazdı,”demem üzerine güldüler.