Makale Dizini

yapmadığımızda biraz okşanıyorduk.Çocuk aklımla,Kur’an öğrenme şekli böyleymiş,diyordum.Neyse biz sopa yiyerek Kura’n-ı Kerim’i iki senede öğrendik.Daha sonra unutmayalım diye 5 kere hatim indirdik.Bütün bu eğitimim, beş ile yedi yaş arasında oldu.Babam, artık camilere gidince beni de götürüyordu.Ayrıca Kur’an-ı Kerim’i okuduğum için benimle iftihar ediyordu.Orada bulunan amcalar:

“Aferin,” diyorlardı.Bazı amcalar saçımı okşayarak,

“Aferin sana!” diyordu.

İlkokula başlayacağım sene bizim naklimiz,Yeniköy İstasyonuna çıktı.İstasyon bir yamacın altında kurulmuştu. İstasyondan beş yüz metre ileride bir dere akıyordu.Suyu çok berraktı.İçinde kırmızı benekli alabalıklar yüzüyordu.İlkbaharda kar suları eridiğinde sel akıyordu.Çayın öte tarafında Allahuekber Dağı vardı.Bizim küçük tren o dağı döne döne tırmanıyor, tepedeki istasyonda su alıp yoluna devam ediyordu.Tren dağdan inerken vagonlarda bulunan fren memurları trenin düdüğüne göre frenleri sıkar veya gevşetirlerdi.Bir düdük frenleri sık, iki düdük gevşet, anlamına geliyordu.Bu işi yapan memurlara da gardıfren denirdi. Aslında çıktığı mesafeyi biz çocuklar tren oraya gidene kadar kestirmeden giderdik.Yumurtaları iki istasyonda da satmış olurduk.

Yeniköy İstasyonu iki köyün ortasına kurulmuştu.Komşu köyler Sırbasan, Zivin köyleri idi.Babamın kız kardeşi, yani Cemile halam Sırbasan köyünde 

© Copyright Cemil Altay. Tüm hakları saklıdır.