“Filiz’i çok seviyorum, acıyı içimde hissettim!” dedim.
O gece saat üçte yataklı vagonla İstanbul’a dönecektim.Filiz’e;
“Saati ikiye kur, treni kaçırmayalım,” dedim.
“Tamam, sen merak etme,” dedi.
Ama canım hiç ayrılmak istemiyordu.Fakültedeki dersler devam ediyordu, vize sınavımız vardı,gitmek mecburiyetindeydim.Saatin zili çaldı.Kalktım giyinecektim,kolumdaki saatime baktım, saat dört, tren çoktan gitmişti.Hepimiz şok olduk.
“Saati yanlış kurmuşum galiba, özür dilerim,” dedi Filiz.
Aslında bilerek yanlış kurmuş, bir gün daha beraber olmak istemiş.
Ertesi gün Basri Bey, yer bulmakta büyük zorluk çekti.Yataklı bulamadı, tekrar kuşetli vagondan yer bulmuş. Bu sefer saati Basri Bey kendisi kurdu. Böylece İstanbul’a dönebildim.
İstanbul’a geldim, ama aklım hep Erzincan’da kaldı.Derslerimiz bir hayli zorlaşmıştı.O zamanlar bazı derslerin kitapları yoktu.Dersleri kaçırmadan devam etmemiz gerekiyordu.Bir hafta okulu asmıştım.O haftaki derslerin notunu Halil’den aldım.
Üçüncü sınıfta artık kliniklere başlamıştık.Asistanların nezaretinde hasta bakıyorduk.Her iş bitiminde asistanlar karnemizi imzalıyorlardı.Tedavi kolaydı.Protez daha zordu.O zaman köprüler altından yapılıyordu.Döküm makinesi yoktu.Sapan denen