çekti.Acıdan bağırdım,arkasından o bezi sardı, çıtaları üstüne koyup kınnap ile sardı.Bir tülbendi üçgen şeklinde bağladı, kolumu içine soktu ve boynumun arkasından bağladı.Böylece tedavi bitti.
“Üç hafta böyle gezeceksin,” dedi.
Üç hafta bittikten sonra da iki hafta kolum askıda kaldı.Böylece iyileşmiş oldum.
O yıl çok sevdiğim Fariz amcam,KOAH denilen akciğer hastalığından öldü. Çocukları yetim, atları sahipsiz kalmıştı.İçimde çok büyük acı vardı. Onunla geçirdiğim anları tek tek hatırlıyordum.Beraber faytonu ne güzel sürerdik. Hiçbir şey almasa bana baston şeklindeki kırmızı beyaz şeker alırdı.Atlarına da bazen şeker verirdi.Çok sevecendi benim amcam,şimdi o yok!Çocuklarına kim bakacak?Bunları düşündüm,birkaç gün ağladım.
Babam, Sarıkamış’a amcamı defnetmeye gitti. Birkaç gün sonra amcamın faytonunu ve atlarını sattığını söyledi.İçim tuhaf oldu, onlardan da ayrılmıştım! O para ile amcamlara 8 adet inek aldık.Amacımız onların sütleri ile geçinmelerini sağlamaktı.
İnekleri babamla beraber yaya olarak iki günde Sarıkamış’a götürdük.Götürdük ama yolda çok yoruldum.Babam için yürümek kolaydı.Her gün demiryolunu kontrol etmek için on kilometre gider, geri gelirdi.Ben hiç uzun yürüyüş yapmamıştım.Yolda ayaklarımın altları kabarmaya başlamıştı.Geçtiğimiz her akarsuda ayaklarımı bir müddet su içinde bekleterek ve bir gece bir köyde konakladıktan