Makale Dizini

bir aparat vardı. Altını erittikten sonra onu santrifüj gibi çeviriyorduk.Bazen döküm çıkmıyordu,bazen de altın etrafa dağılıyordu.Yerlerden toplamaya çalışıyorduk.Hasta bulmak kolay olmuyordu.Tam işi bitiriyordukki, Hoca tekrar ettiriyordu.

Bugünkü gibi modern aletlerimiz yoktu. Elektrik ile çalışan motoru hastanın kucağına koyar, diş keserdik.Bazen motor kaçak yapar hastayı rahatsız ederdi.Sulu olmadığından kemik kokuları çıkardı.Kız arkadaşlarımızın çoğu sapan çeviremezdi, bizlerden yardım isterlerdi.En çok Tülay ve Mine’ye yardım ederdim.Hocaların kapılarının üstünde profesör veya ordinaryüs profesörunvanları vardı.Ordinaryüs olanlar çok kaprisli idiler.Asistanların da onlardan kalır yeri yoktu.

Pendik’te diş hekimi Erol Demir’in yanına gittim.Kendimi tanıttım.

“Yaz tatilinde, boş zamanlarımda sizi izleyebilir miyim?” dedim.

Çok babacan bir hekimdi;

“Tabii ki olur, bu meslek usta çırak mesleği, ben, seni şu andan itibaren çıraklığa aldım,” dedi.

Çok sevinmiştim.O yıl ondan diş çekmeyi, dolgu yapmayı, diş kesimini, cerrahi çekimi öğrenmiştim.Dördüncü sınıfa donanımlı gidiyordum.Bu çalışmamın semeresini de gördüm.

Son sınıfta babama Deniz Kuvvetlerinden ayrılmak istediğimi söyledim;

© Copyright Cemil Altay. Tüm hakları saklıdır.