edilmesi gerekliydi,yoksa bende suç yoktu.Kalem iyi çizemiyordu.Kuş resmi,at resmi yapmasını da bilmiyordu.Baktılar ki, benim bu merakım yüzünden ablam rahat edemiyor,beni bir gün ablamla beraber okula gönderdiler.
Sınıfa girdik, içimde bir garip duygu oluştu;biraz korku, biraz merak,birazda utangaçlık.Ben ablamın sırasına oturdum.Daha dersin yarısında sıkıldım.Fena halde çişim geldi.Ablama;
“Çişim geldi,” dedim.
“Biraz bekle, teneffüste gidersin,” dedi.
O bekleyiş, hayatımdaki en uzun bekleyişti.Tuvalete zor yetiştim.Tuvalet çok pisti.Eve döndük.Ben:
“Yarın yine gideceğim,”deyince,babam:
“Seni medreseye göndereyim,orasıda okul,Kur’an öğrenirsin,” dedi. Kabul ettim.
Medrese tedrisatım galiba bir ay sürdü.On beş, yirmi kişiydik.Benim yaşlarımda veya daha büyük çocuklar vardı.Hepimizin önünde bir rahle, üstünde de ELİF BAkitabı vardı.Hilal şeklinde oturmuştuk. Hilalin ortasında bir postta, kara sakallı hoca oturuyordu.Hocanın elinde uzun, ince bir çubuk vardı.Yanlış okuyanın başına veya kollarına onunla vuruyordu.Bir ay sonra babama;
“Ben artık gitmem,Hoca Efendi herkesi dövüyor,” dedim.Babam:
“Ben, sana evde öğretirim, gitme,” dedi.
O kış ELİF BE cüzünü babamla bitirdik.Yazın ablam da bize katıldı.Ben ona göre çok şey biliyordum