aldıklarını bilmeliydim.Hayat yine öğretmenim olmuştu.
Gebze’de, çarşı meydanında büyük bir kahve vardı.Önünde de kocaman çınar ağacı.Boyacı Çingene Yaşar’ın mekânı orasıydı.Karşı kaldırımda da diğer meslektaşı, ondan daha yaşlı, oralı boyacı Kadir Bey vardı.Öğrendiğime göre ikisi birbirini hiç sevmezlermiş, ama hiç kavgaları olmamış.Boyacı Yaşar’ın müşterisi daha fazla,sandığı daha ihtişamlıydı.Koskocaman bir sandık.Sanki saray boyacısı sandığı.Sarı kapaklar pırıl pırıl, onlarca şişe sandığın sağında solunda.Vitrin çok güzeldi.Ben bu sandığı gördükten sonra moralim bozuldu.Bu ihtişamın karşısında benim sandığın yüzüne kim bakardı?Moralim bozuk olarak eve döndüm.Birden aklıma bir fikir geldi.Ben orada değil, mahallelerde, evlerdeki ayakkabıları boyamalıydım.Bu fikrimi çok beğendim.Tekrar moralim yerine geldi.
Ertesi gün sabahleyingüzel bir kahvaltı yaptıktan sonra,sandığımı sırtıma aldım. Daha çok apartmanları dolaşmaya başladım.Bazı evler boyatıyordu, bazıları herhalde güvenemediklerinden bana boyatmıyordu.Bazense bir evde beş on çift ayakkabı boyuyordum.Piyasam oluşsun diye, çarşıdan ucuza boyuyordum.Çok ayakkabı veren evlere bir çift ayakkabıdan para almıyordum.Ayda 200-250 lira kazancım oluyordu, ancak çok yoruluyordum.Akşama kadar sandık sırtımda dolaşmak,onun bunun kapısını çalmak pek güzel olmuyordu.Gözümü büyük çınar