İkimizde fena yakalanmıştık.Ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı bilemiyorduk.
“Nalsınız Basri amca?” diyerek sessizliği bozdum.
“Sağ ol evladım, iyiyim,” dedi, nerede okuduğumu sordu.
“İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde okuyorum.Yol Çavuşu Seyyar Altay’ın oğluyum.Kartal’da lojmanda oturuyoruz,” diyerek konuşmayı uzatıyordum.Maksadım Filiz’i rahatlatmaktı.
Söğütlü Çeşme İstasyonunda beraber indiler.Aklım Filiz’de kaldı.Acaba babası kızacak mı, ona nasıl davranacak, diye. Bunları düşünerek akşamı zor ettim.
Akşam trende tekrar buluştuk.Babasının bir şey söylemediğini,beraber Fenerbahçe İşkembecisi’nde çorba içtiklerini,ama akşama neler olabileceğini kestiremediğini söyledi.
Ertesi gün buluştuğumuzda anlattı.Annesine bizi beraber gördüğünü söylemiş, babası.Annesi de Filiz’e çok kızmış.Bu mesele böylece hallolmuştu.
Param az olduğu için otobüse binmiyordum.Yaya olarak her sabah Galata Köprüsü’nde balık tutan balıkçıları,kendinden büyük yükleri taşıyan sırt hamallarını,birbiriyle el ele gezen çiftleri ve martıları seyrederek kendimi Mısır Çarşısı’nda buluyordum.Oradan da Tahtakale Yokuşu’ndan çıkıyor,Sahaflar Çarşısı’nın kokusunu içime çekerek kendimi okulun kapısında buluyordum.Günlük