Akşam mektup yazdı, bir kâğıda bizim evin adresini yazdık, düşen kâğıt diye verdik.Postaya attı.Ben eve gidince mektubu aldım.Ferit ile çok hararetli aşklı meşkli mektuplar yazdık.Her mektuptan sonra buluşma teklif ediyordu. Bizde randevu veriyorduk. Bir gül elinde gidiyor, eli boş dönüyordu.Beşinci mektuptan sonra Kadıköy’de bir pastanede buluşalım dedik.Pastaneye geldi, bizi görünce meseleyi anladı.Bir hayli küfür yedikten sonra ona pasta ısmarladık.O senenin gırgırı bu olay oldu.
Birde Doğubayazıtlı bir arkadaşımız vardı, bizden biraz büyüktü.Çünkü çift dikiş okuyordu.Birçok lisede okumuş.Son adres bize gelmişti.Yatılı okuyordu.Çok şen, mizahı seven bir arkadaşımızdı.Bir cuma akşamı, okuldan kaçıp sevgilisine gitmek istemiş.Okuldan kaçış yerimiz, birinci kat tuvaletlerinin penceresiydi.Koridordan camı açıyorduk, aşağıda toprak kümesi vardı, onun üstüne atlıyorduk.Yalnız biraz ileri atlamak gerekirdi.Oda oradan atlarken aşağıdaki boru çıkıntısına paçası takılmış, biraz kötü düşmüş.
Akşamüstü okula aksayarak geldi.Ben nöbetçi talebeyim.
“Merhaba, geçmiş olsun, ne oldu?”
“Ula Cemil, sorma başıma geleni!Pencereden atlarken boruya takıldım, kalktım, paçam yırtılmış.Ama söz verdim, gideceğim! Baktım ayağım ağrıyir,‘boş ver geçer,’ dedim.Otobüsten indim, kıza doğru gidirem, ayağımı çekirim çekirim gelmir