Ertesi gün bana:
“Gel, çay içelim,” dedi.
Bürosuna gittim,gözleri kan çanağı, hiç uyumamış.
“Gece bu şiiri yazdım,sana okumak istedim.Dinlerimsin?”
“Memnun olurum,” dedim. Şiiri okudu:
“Sen kimseyi sevemezsin sevmeyeceksin
Rüzgârların önünde kuru bir yaprak gibi sürükleneceksin
Şefkat nedir aşk nedir bunu hiç bilmeyeceksin
Rüzgârların önünde kuru bir yaprak gibi sürükleneceksin
Oracıkta ağlamak ve kahrolmak istedim.İçim sızladı. O gece bu dizeleri yazmıştı.
“Doğan ağabeyim, bu çok güzel şarkı olur,” dedim.
“Sahi mi?”
“Evet.”
Onu sevindirmeliydim. O da tanıdığı Astsubay Udi Kamuran Yarkın’a vermiş.Kamuran da eline sağlık, nihavent makamında bestelemiş.Bir gün;
“Akşama bana uğrar mısın?Sana sürprizim var.” dedi.
Ben de ona sürpriz olsun, diye bir şişe şarap alıp revire gittim. Gazinoda Udi Kamuran, Doğan Baba ve Kayhan Binbaşı… Böylece sürpriz belli oldu.Şişeyi askere verdim:
“Bunu aç, dört kadehe koy.”