idi.Böylece artık okuluma evimden gidip gelecektim.Çok mutluydum.
Yaz tatiline rastlamıştı Erzurum’a taşınmamız.Gezip oyun oynamayı, dinlenmeyi düşünüyordum.Babam:
“Oğlum, avare avaregezme, sana göre bir iş bulalım,” dedi.
Birkaç gün sonra kendimi bir kahvede garson olarak buldum.Çarşı içinde çok müşterisi olan bir kahvehaneydi.Erzurumlular çaykolik insanlardı.Durmadan çay içiyorlardı.Çayı bırakıyordum masalarına, daha geri döndüğümde bana bağırıyorlardı:
“Çocuğum, hele tezele!” diye.
Üç gün dayanabildim.Ayaklarımın altı ağrıyordu.Babama;
“Ben burada çalışmayacağım, devamlı ‘tezele, diyorlar.Nefes aldırmıyorlar!” deyince babam:
“Peki, bir hafta çalış, haber verir ayrılırsın.” dedi.
Bir haftalık çalışmamın karşılığı olarak bir lira verdiler.Paramı cebime koydum.Patrona;
“Canım çıktı!Dört günlük emeğimin karşılığı bu mu?” dedim.
“Çabuk buradan git,yoksa dayak yersin,” diye azarladı.
Dayağı duyunca kaçıp gittim.Emeğin değerinin bu kadar ucuz olduğunu, çocuk işçilerin nasıl sömürüldüğünü o gün öğrenmiş oldum.
Birkaç gün sokaklarda dolaştım.Arkadaşım yoktu henüz.Eve dönerken karşıdan benim yaşımda iki çocuğun geldiğini gördüm.Belki onlarla arkadaş olabilirdim