Ertesi gün Karaburun’u gezmeye gittik.Karaburun, el değmemiş bir kasaba görünümdeydi.İnsanlar sıcak, misafirperver ve mutluydular.Hafızamda hep bu resim kaldı.Şimdi nasıldır bilmiyorum.Gidip görürsem kafamdaki güzel resmin yok olacağını biliyorum.
İki üç gün daha kaldım.Balığa çıktık, güzel koylarda yüzdük,dağda bayırda dolaştık. Akşam yemekte:
“Bana müsaade, yarın İzmir’e oradan da İstanbul’a gidiyorum.Misafirperverliğinize teşekkür ederim,” dedim.
Kalmam için ısrar ettiler.Teşekkür ettim.Ertesi gün otobüsle İzmir’e geldim.
Eve geldiğimde annem:
“Filiz yirmi gün önce apandisit ameliyatı olmuş,” dedi.
Akşam Erzincan’a gitmek istediğimibelirterek babamdanbana permi almasını istedim.
“Olur evladım,” dedi.
İki gün sonra permim geldi.Doğu Ekspresi’ne kuşetli bir yer ayırttım, ver elini Erzincan.İçim içime sığmıyordu! Bir an evvel orda olmak istiyordum.Keşke Erzincan’a uçak olsaydı ya da trenin kanatları olsaydı.
Pendik’ten Doğu Ekspresi’ne bindim.İkinci mevki kompartımana girdiğimde yol arkadaşlarımla tanıştım.Evli bir çift, Erzurum’a gidiyordu.Pos bıyıklı, üstü başı düzgün bir amca Kars’a gidiyordu.İki delikanlı vardı benim yaşlarımda, Şefaatli’ye gidiyorlardı