“Oğlum, ben yokken yokluğumu aratmamışsın.Allah, komşulardan da razı olsun.Allah, sizlere ömür versin,haydi beni mezarlığa götür!” dedi.
Mezarlığa götürdüm, başında Kur’an okudu, dua ettik.Elini yeni serpilmiş toprağın üstünde gezdirdi, sanki kardeşimi seviyordu.
“Cennette rahat uyu!” dedi.
Gebze’den tekrar Gebze İstasyonuna taşındık,Talat Paşa Köşkü denen bir köşkün üst katına.Burası Talat Paşa’nın av köşküymüş.Köşk yıkılmasın, diye Devlet Demir Yollarına lojman olarak verilmiş.Alt katta istasyon şefi oturuyordu.Köşk, beyaz yağlı boya ile boyanmıştı.Girişte yüksek bir platforma, iki yandan çıkan mermer merdivenleri vardı.Bahçesinde çeşitli süs ağaçları ve güller ile donatılmıştı.Binanın etrafı mor salkımlı sarmaşıkla sarılmıştı.Kendi kendime düşündüm; “Sarıkamış’taki toprak damlı, toprak zeminli evden buraya gelmek bize nasip oldu,” dedim.Kiradan kurtulmuştuk. Pek keyifli bir konaktı.Tez zamanda komşularımıza ısındık.Bu bizim istasyon kültürü alışkanlığımızdı.Galiba,o seneler insanlar,insanlarla hayatı bölüşmeyi biliyorlardı.Akşamları bahçede toplanırdık.Herkes evde ne yapmışsa getirirdi,yerdik içerdik.
Kardeşlerime salıncak kurmuştum.Sallanıyorlardı,bazen aralarında sıra kavgası çıkardı.Bahçede birde barfiks yapmak için demir borulardan yapılmış bir düzenek vardı.Boyum yetişmediği için sıçrayarak tutar, kendimce barfiks çalışmaları yapardım.