ANADOLU UYANIYORDU
Bu sabah uyandım. Antalya’nın altın güneşi, denizin mavi, dalgalı saçlarını tarıyor. Sabah meltemi yüzümü okşuyor... Eski Lara yolunda yürüyüş kulvarında ağır aksak yürüyorum. Masmavi denizle lacivert dağlar birbiriyle kucaklaşmış. Deniz, dağ ve güneş güzel bir tablo yaratmış.
Kendi kendimle hesaplaşıyorum! Çocukluğum, hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor.Kendikendime diyorum ki,“Neden bunları yazmıyorsun?”
Sarıkamış’ta, 1941 yılının Nisan 1’inde doğmuşum. Herkesin birbirine şaka yaptığı günde!
Babam askerdeymiş.Santraldaki asker, babama müjde vermiş:
“Seyyar Çavuş, oğlun olmuş, müjdemi isterim!”
Babam gülmüş:
“Git başımdan, benimle dalga geçme!”
“Vallahi billahi şaka yapmıyorum,” demiş santraldaki asker.
Babam, annemden mektup gelene kadar inanmamış. Annem, mektupta, “İsmi ne olsun?” diye sormuş.Babam da “Cemil olsun,” demiş.
Üç yaşıma kadar olanları pek hatırlamıyorum,ama çok yaramaz bir çocuk olduğumu annem söylerdi.İçi saman doldurularak halıdan yapılan yastıkları at yaparmışım.Sandalyeleri yere yatırır, kızak veya araba yaparmışım.Birara iştahım kesilmiş,yemek yemiyormuşum.Merak edip beni takip